Murat Mutlu*

Tarih boyunca insanlığın bilgi birikiminin artmasıyla 17. yy’da Aydınlanma Çağı dediğimiz dönemde her şeyin bilimle açıklanabileceği ve çözülebileceği düşüncesi ivme kazanmış, özellikle uzun yıllardır anayasal monarşi ile yönetilen İngiltere’de düşünsel ve ekonomik bütün engellerin kaldırılmasının etkilerinden biri olarak 1763’te James Watt buharla çalışan makineyi icat etmiştir. Buharlı makine 50 yıl gibi bir sürede gemilerde ve lokomotiflerde kullanılmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler insanların daha çok fosil yakıt yani kömüre ihtiyaç duymasına neden olduğundan İngiltere’de kömür üretimi hızla artmıştır. Bilimsel gelişmelerin devam etmesi ve günlük hayata uygulanmasıyla sanayi kolları ve sanayileşme artmış, refah seviyesinin yükselmeye başlamasıyla da kentli nüfus günümüze dek sürekli artmıştır. Bugün insanlık artık hayatın her alanında sadece kömür değil petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlara bağımlı hale gelmiştir. İnsanlığın son 200-250 yıldaki bu faaliyetleri bugün Küresel Isınma’ya (İngiliz yayın kuruluşu The Guardian’ın tanımıyla Küresel Isıtma[1]) neden olmuş, bu ısınma da bugün karşımıza İklim Krizi (Climate Emergency[2]) olarak çıkmıştır.

Bazı bilim insanlarının 1970’lerde gerçekleştirdiği küresel ısınma simülasyonlarının bugünü doğru tahmin ettiği[3] düşünüldüğünde bu konunun insanlık için yeni olmadığını ve harekete geçilmesi gerektiğini kanıtlar niteliktedir. Ne yazık ki bilim insanlarının öngördüğü bu durum 1970’lerden çok sonra ilk kez 1992’de Rio de Janeiro’da düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda imzaya açılan “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” ile uluslararası alanda atılan ilk ve en önemli adımla karşılık bulmuştur. 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme’ye ülkemiz dahil 196 ülke ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de taraftır.[4] Bu sözleşmeden sonra 2005’te Kyoto Protokolü, 2016’da Paris Antlaşması yürürlüğe girmiştir. BM nezdinde gerçekleştirilen bu sözleşmelerin her birinin milat olması gerekirken AB ülkeleri dâhil bütün imzacıların farklı siyasi ve ekonomik kaygılar nedeniyle verdikleri taahhütlere uymadıkları, geçen bu süre zarfında net bir şekilde görülmüştür. Taraflarca atılmayan adımlar doğal dengenin bozulması, birçok türün neslinin tükenmesi, salgın hastalıklar ve iklim mültecileri sorunlarını ortaya çıkarmıştır. Özellikle bugün ülkemizin en fazla düzensiz göçmen grubunu oluşturan Afgan göçmenler, terör ve siyasi krizlerin yanında Afganistan’da artan kuraklık nedeniyle de ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Yine Küçük Ada Devletleri Birliği ile En Az Gelişmiş Ülkeler Grubu, iklim krizinin bazı ülkeleri yok olma tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını belirterek; “Bu şekilde devam ederse 75 yıl sonra birçok üye ülkeyi Birleşmiş Milletler’de temsil edebilecek kimse kalmayabilir” açıklaması yapmıştır.[5] Bu açıklama geçtiğimiz yıllarda ve bugünlerde zaten büyük iltica dalgalarıyla boğuşan Dünya’mızın bir de iklim mültecileriyle karşı karşıya kalacağını birinci ağızdan belirten önemli bir açıklamadır. Öte yandan bu süre zarfında WWF, Greenpeace, TEMA, Doğa Derneği gibi çevreci örgütler ve aktivistler Dünya’nın her bölgesinde seslerini daha çok duyurmaya başlamıştır. Bu da başta AB ülkeleri olmak üzere birçok ülkede farklı motivasyonlarla yükselen sağ-muhafazâkar siyasete rağmen halkların bilinçlenmeye başlamasıyla ekolojik ve çevresel amaçlara önem veren, şiddet karşıtlığı ve toplumsal adaleti savunan, katılımcı demokrasi üzerinde biçimlenmiş bir ideoloji olarak tanımlanan[6] “yeşil siyaset”i savunan siyasi partilerin tarihlerindeki en büyük yükselişlerine zemin hazırlamıştır.

Avrupa’daki son seçimlerde Almanya’da Yeşiller Partisi oyların %20,5’ini alarak ve Sosyal Demokratları geride bırakarak ikinci parti, Fransa’da Ulusal Cephe oylarını %21,2’den, % 24,52’ye yükseltirken, Yeşiller oylarını %5’den %13,47’ye çıkararak ülkede 3. parti olmuştur. İngiltere’de de Yeşiller AP’deki sandalye sayısını ikiye katlayarak 3’ten 7’ye yükseltmiştir.[7] Bu sonuçları David McWilliams; sağ-muhafazakârların güç kaybettiğini ve “(…) halk önümüzdeki yıllarda büyük olasılıkla devletin egemenliği söylemini bir kenara bırakacak ve bunun yerine çevre hareketinin mesajını daha da içselleştirecektir.”[8] şeklinde yorumlarken Brendan O’Connor, sonuçların Yeşiller’in popülist araçların iyi işler için kullanmasıyla gelecek kaygısı yaşayan gençlere umut vermeleriyle bu başarıyı yakaladıklarını[9] not düşmüştür.

Yeşil Mutabakat

AB’nin enerji tüketimleri ile ilgili raporlarında 2030 senesi için enerji tüketimlerinin %5 artacağı belirlenmiştir. Bu raporlara istinaden gaz ithalatı %84 ve petrol ithalatı %93 seviyelerine ulaşacaktır.[10] Bu raporlardan da görüleceği gibi Avrupa, fosil yakıtlara hâlâ bağımlı haldedir. Ancak Kyoto Protokolü ve Paris Antlaşması gereği bu bağımlılığını azaltmayı taahhüt etmişse de aradan geçen sürede eşgüdümlü, geçerli, özgün ve somut bir iklim politikasından söz etmek mümkün olmamıştır. Avrupa’nın şimdiye dek attığı adımlar her ülkenin kabiliyet ve çabalarıyla sürdürülmeye çalışılsa da emisyonu kıta çapında azaltma isteğinde olduğu da bir gerçektir. Ancak bu çabalar eşgüdümlü olmadığından tatmin edici sonuçlar alınamamıştır. Dünya’nın en güncel ve en acil eylem gerektiren küresel ısınma ve iklim krizi başlıklarında alınamayan bu sonuçlar, AB’nin yeni bir adım atmasını sağlamıştır. Bu adım da yeni Avrupa Komisyonu’nun göreve gelmesinden 2 hafta sonra, Kasım 2019’da, ilan edilen Yeşil Mutabakat’tır.

Avrupa Yeşil Mutabakatı (veya anlaşması) Avrupa’nın yeni büyüme stratejisidir. Bu strateji, 2050’ye gelindiğinde bütün üretim kollarını ve tüketim alışkanlıklarını iklim krizine neden olan sebeplerden tamamen arındırırken dönüşüm sırasında hiç kimsenin ve hiçbir bölgenin geride kalmamasını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda bölge ve sektörlere tahsis edilmek üzere 7 yılda toplam 100M € ayrılacağı ifade edilmiştir.[11]

  1. Temiz enerji
  2. Sürdürülebilir sanayi
  3. İnşaat ve renovasyon
  4. Tarladan sofraya
  5. Kirliliğin ortadan kaldırılması
  6. Sürdürülebilir hareketlilik
  7. Biyoçeşitlilik

olmak üzere 7 politika altında kurgulanan Yeşil Mutabakat sayesinde Avrupa ilk iklim-nötr kıta olmayı yani sera gazı emisyonlarını sıfırlamayı planlamaktadır. Mutabakatın küresel güç olan AB tarafından benimsendiği göz önüne alındığında sadece kıtayı değil kıtayla ekonomik, siyasi veya herhangi bir şekilde bağı olan bütün ülke ve bölgeleri ilgilendirdiği bilinmektedir. Bu nedenle küresel etki potansiyeli oldukça yüksektir. Nitekim mutabakatın ilan edildiği gün Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yaptığı konuşmada mutabakatı, “Bu mutabakat Avrupa’nın Ay’daki adam anıdır.”[12] cümlesiyle nitelendirmesi birliğin bu etkiyi yaratmaktaki duruşunu ve umudunu belirtmektedir. Yine ekolojik ve çevresel amaçlara önem vermesinin yanında toplumsal adaleti savunması “yeşil siyaset” ile ortak noktalarını ifade etmektedir.

AB’nin Yeşil Mutabakat kapsamında hedefleri;

  1. Sıfır emisyonlu binalar dâhil olmak üzere enerji verimliliğinin maksimize edilmesi,
  2. Avrupa enerji arzını karbonsuzlaştırmak için yenilenebilir kaynaklar ve elektrik kullanımı,
  3. Temiz, güvenli ve bağlantılı hareketlilik,
  4. Sera gazı emisyonlarını azaltmak için rekabetçi sanayi ve döngüsel ekonomi,
  5. Akıllı şebeke altyapısı ve interkonnekte sistemler kurulması,
  6. Biyo-ekonominin hayata geçirilmesi ve karbon yutakları oluşturulması,
  7. CO2 karbon yakalama ve depolama sistemleri ile tutulması[13] şeklinde özetlenebilir.

Bu hedeflere ulaşmak için finans planları;

  1. Çevre vergisi, karbon vergisi, hidrokarbonlara verilen sübvansiyonların[14] bitirilmesi,
  2. Yeşil Mutabakat yatırım planı: 1 Trilyon €
  3. Yenilikçilik fonu 2020-30: 1 Milyar €
  4. Adil Geçiş Mekanizması: 600 Milyar €
  5. Covid-19 sonrası ekonomik iyileşme için oluşturulan NextGenerationEU paketinin %37’si Yeşil Mutabakat hedeflerine ayrılacak ve NextGenerationEU’nun %30’u yeşil tahviller ile temin etme[15] şeklinde özetlenebilir.

Görüldüğü üzere insanlığın tarih boyunca gerçekleştirdiği atılımlar türümüz için yararlı olsa da uzun vadede Dünya’ya ve çevreye zarar verdiğinden mevcut düzenin sürdürülebilir olmadığı nihayet anlaşılmıştır. Sürdürülemeyen bu düzenin değişmesi gerektiğini savunanlar yıllar içinde bunu daha yüksek sesle dile getirmiş; son yıllarda meydana gelen doğal afetler,mülteci krizleri, salgın hastalıklar karar mercilerinin de harekete geçmesine neden olmuştur. Donald Trump döneminde Paris Anlaşması’ndan çekilen ABD , karbon salınımını kısıtlamaya sıcak bakmayan Çin ve gelişmekte olan ülkelerin durumu ciddi bir handikap olsa da AB’nin iklim krizi konusundaki duruşu, standartlara uymayan mallara birlik içinde ek vergi getirmek gibi tasarılarının küresel ölçekte domino etkisi yaratacağı öngörülmektedir. Bütün bunlar göz önüne alındığında Yeşil Mutabakat’ın Dünya ve Dünya üzerindeki bütün canlıların geleceği için şimdilik en büyük umut olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.


*Tarih Öğretmeni, Uluslararası İlişkiler Öğrencisi

[1] Why the Guardian is changing the language it uses about the environment, https://www.theguardian.com/environment/2019/may/17/why-the-guardian-is-changing-the-language-it-uses-about-the-environment (Erişim Tarihi: 08.10.2020)

[2] Oxford Sözlüğü bu terimi, “İklim değişikliğini azaltmak veya durdurmak ve bundan kaynaklanabilecek geri dönüşümsüz çevresel zararları önlemek için acil önlem alınması gereken bir durum.” olarak tanımlamaktadır. https://www.oxfordlearnersdictionaries.com/definition/english/climate-emergency (Erişim Tarihi: 08.10.2020)

[3] Zeke H., Henri F. D., Tristan A., Gavin A. S. “Evaluating the Performance of Past Climate Model Projections”, Geophysical Research Letters, Volume 47, Issue 1 (https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1029/2019GL085378) (E.T: 10.10.2020)

[4] BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, T.C Dışişleri Bakanlığı, http://www.mfa.gov.tr/bm-iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesi.tr.mfa (Erişim Tarihi: 08.10.2020)

[5]  BM’de konuşan ada ülkeleri: Covid-19 öldürmezse iklim krizi bizi yok edecek, https://tr.euronews.com/2020/09/27/bm-de-konusan-ada-ulkeleri-covid-19-oldurmezse-iklim-krizi-bizi-yok-edecek (Erişim Tarihi: 10.10.2020)

[6] Cansu A. (2016) “Ekolojik Siyaset: Almanya Yeşiller Partisi”, EURO Politika 1: 88-91

[7] Ergin Yıldızoğlu, “Avrupa Parlamentosu seçimleri: Yeşiller nasıl kıtada siyasetin yükselen gücü oldu?”, 8 Haziran 2019, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48562119 (Erişim Tarihi: 09.10.2020)

[8] David McWilliams, “David McWilliams: Green surge has created a political battle” 1 Haziran 2019, https://www.irishtimes.com/opinion/david-mcwilliams-green-surge-has-created-a-political-battle-1.3909952 (Erişim Tarihi: 10.10.2020)

[9] Brendan O’Connor, “Brendan O’Connor: ‘Greens take a leaf from the book of feelings” 26 Mayıs 2019, https://www.independent.ie/opinion/comment/brendan-oconnor-greens-take-a-leaf-from-the-book-of-feelings-38149047.html (Erişim Tarihi: 10.10.2020)

[10] Yıldız M. K., Muhammet G., “Türkiye ve Avrupa’da Sürdürülebilir Enerji ve Çevre İlişkisi”, VII Ulusal Temiz  Enerji Sempozyumu, https://bit.ly/36URUTy, (Erişim Tarihi: 10.10.2020)

[11] Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, “AB Yeşil Düzen”, 11 Aralık 2019, https://www.avrupa.info.tr/tr/news/ab-yesil-duzen-10029 (Erişim Tarihi: 11.10.2020)

[12] Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, “AB Yeşil Düzen”, 11 Aralık 2019, https://www.avrupa.info.tr/tr/news/ab-yesil-duzen-10029 (Video, Erişim Tarihi: 11.10.2020)

[13] Çiğdem Nas, “AB Yeni Dönem Öncelikleri ve Yeşil Mutabakatı”, 120. AB Sertifika Programı Sunusu

[14] Belli başlı malların fiyatlarını düşük tutmak için; malın maliyetiyle, arz edilmesi uygun görülen fiyat arasındaki farkın devletçe karşılanması.

[15] Çiğdem Nas, “AB Yeni Dönem Öncelikleri ve Yeşil Mutabakatı”, 120. AB Sertifika Programı Sunusu

Kapak Görseli: © Ingram Pinn / Financial Times